Bu büyük direniş, dünyanın anti-faşist zaferine önemli bir katkı sağladı. Dünyada barış ve adaletten yana olan ülkeler ve halklar, Çin halkının Japon istilasına karşı yürüttüğü direniş savaşına değerli destekler vererek, birlikte kahramanca bir destan yazdı.
80 yıl önce, insanlık İkinci Dünya Savaşı'ndan aldığı derin dersle Birleşmiş Milletler'i (BM) kurdu. Kurulduğu günden bu yana BM, ülkelerin ve halkların barışa dair umutlarını taşıyor. San Francisco Tüzük Konferansı'nda oy birliğiyle kabul edilen Birleşmiş Milletler Tüzüğü, çok taraflılığın temelini attı ve uluslararası ilişkilerin ana ilkelerini belirledi. Tüzüğe ilk imza atan ülkelerden biri olan Çin, diğer uluslarla birlikte barışı inşa etmenin ve refahı gerçekleştirmenin yeni bir sayfasını açtı.
Geçen 80 yılda pek çok değişim yaşandı. Dünya anti-faşist savaşının dumanları dağıldı, barışın sağladığı faydalarla benzersiz bir refah dönemi yaşandı ve küreselleşme, dünyayı sıkıca birbirine bağlanan bir "köye" dönüştürdü. Ancak bu gelişmelerin yanı sıra, jeopolitik çatışmalar yeniden alevleniyor, "hegemonya adalettir" söylemleri uluslararası arenada yeniden baş gösteriyor. Dünya barışı ve kalkınması adeta bir "baskı testi"nden geçiyor. BM Genel Sekreteri Guterres'in de belirttiği gibi: “Barış şu an saldırı altında.” Tarihin bu dönüm noktasında dururken, atalarımızın kanlarıyla kazandığı barışçıl dönemi nasıl koruyacağız? Tarihi trajedilerin tekerrür etmesini nasıl engelleyeceğiz ve daha güzel bir geleceği nasıl kuracağız? Bunlar, çağın omuzlarımıza yüklediği ciddi sorulardır.
Tarihi asla unutmayacağız. İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzen, atalarımızın kanları ve hayatları pahasına kurulmuştur. Tarihi çarpıtmaya, İkinci Dünya Savaşı'nın zafer sonuçlarını inkâr etmeye ve istila savaşlarını yüceltmeye yönelik her türlü söz ve davranış, tarihe ve insanlık vicdanına yapılmış bir hakarettir. Tarih bize şunu öğretti: Savaş yoluna girmek ve istilaya kalkışmak mutlaka başarısızlıkla sonuçlanır. Askeri ittifaklar ve gruplaşmalar güvenlik getirmez. Dünya bölünme yerine dayanışmayı, düzen ise yıkılma yerine korunmayı savunmalıdır. Bugün, BM Tüzüğü'nün ruhunu unutmamalı, barışı savunma kararlılığımızdan vazgeçmemeli ve BM merkezli uluslararası sistemi korumalıyız. "Gelecek nesilleri savaşın zararlarından korumak" için çaba göstermeli ve kalıcı barış vizyonunu gerçekleştirmeliyiz.
Dayanışmayı daima sürdürmeliyiz. Çin milleti, "barış değerlidir" anlayışını benimsemiştir ve "ülke büyük olsa da savaş yanlısı olursa mutlaka çöker" gerçeğini derinden kavramıştır. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana geçen 76 yılda, hiçbir savaşı başlatmamıştır. Beş nükleer güç arasında nükleer silahları ilk kullananın kendisi olmayacağını taahhüt eden tek ülke, barışçıl kalkınmayı anayasasına yazan tek ülke ve dünyanın en iyi barış ve güvenlik siciline sahip büyük ülkesidir. Çin, başkalarının çatışmak için harcadığı zamanı inşaat için kullanmakta ve barışçıl kalkınmanın doğru yolundan ilerlemektedir. Barış, insanlığın ortak davasıdır ve tüm tarafların birlikte çalışması ve savunması gerekir. Ülkeler barışçıl kalkınma yolundan ilerledikçe ve küresel sorunlarla iş birliği içinde mücadele ettikçe, barış içinde bir arada bulunabiliriz ve doğup büyüdüğümüz bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirebiliriz.
Tarihin çan sesleri yankılanmaya devam ediyor, barışın sesleri zaman ve mekânın ötesinden bize ulaşıyor. Bugün yapacağımız her seçim, dünyanın geleceğini belirleyecektir. Bu yeni tarihi başlangıçta, tüm taraflarla birlikte BM merkezli uluslararası düzeni kararlılıkla savunacak, hegemonya ve zorbalık siyasetine karşı çıkacak, gerçek çok taraflılığı teşvik edecek, insanlık için ortak bir kader topluluğu inşa etme çabasına destek verecek ve barışçıl ve güzel bir dünya için el ele vererek birlikte çalışacağız.